Şairin:’’Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır’’

Mısralarının en çok anlam kazandığı Çanakkale toprakları, tarihin gördüğü en büyük savaşların birinde Türk’e yâr olmuş ve boğazı İtilaf devletlerine geçilmez kılmıştır. Yediden yetmişe bir milletin; bayrak yere düşmesin, vatan elden gitmesin diyerek kanlarıyla kuru dikenleri suladıkları bu savaş sadece Türk’ün değil bütün bir dünya tarihinin seyrini değiştirmiştir. Cevat Çobanlı Paşa’dan Seyit Onbaşı’ya, Mehmet Esat Bülkat Paşa’dan Gazi Mustafa Kemal’e uzanan binlerce kişilik bir Mehmetler ordusu hem denizde hem karada ayrı ayrı destanlar yazmışlardır. Bir kaç saat içinde boğazı geçip Topkapı Sarayı’nda kahve yudumlamayı planlayan İtilaf Devletleri komutanlarının hayalleri boğazın derin sularında kaybolurken yüzlerine çarpan soğuk boğaz suyu onları daldıkları derin uykularından uyandırmıştır. Çanakkale Savaşları, hakkında en fazla araştırma yapılıp kitap yazılan savaşlardandır. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Savaşları adlı kitabın Önsöz’ünü yazan Sayın Yusuf Sarınay’ın ifadeleriyle devam ediyoruz:

‘’Milletlerin tarihinde sonuçları itibarıyla yeni bir çağın açılması, yeni bir dönemin başlaması veya bir kırılma ve çözülmenin yaşanmasına vesile olan savaşlar vardır. Olumlu ya da olumsuz, sonucu ne olursa olsun bu savaşlar milletlerin hafızasında her zaman canlı ve taze kalırlar. Anadolu'yu Türklere açan Malazgirt Savası, yeni bir çağı başlatıp Osmanlı Devleti'ni bir dünya devleti haline getiren İstanbul'un fethi ve 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus savası bu cümledendir. Çanakkale Muharebeleri de tıpkı bunlar gibi Türk milletinin hafızasına kazınan, hatırası hep taze kalan, üzerinden geçen yıllara rağmen hâlâ coşkuyla anılan, hakkında kitaplar yazılıp filmler çekilen büyük bir zafer, kahramanlık ve mücadele örneğidir. Osmanlı Devleti ekonomik ve askerî yönden zayıf ve bitti gözüyle bakılan bir devlet durumunda iken girdiği I. Dünya Savaşı'nın ilk yıllarında umulmayan parlak sonuçlar almışsa da uzayan savaşın ağır yükünü taşıyamamıştır. Savaşta uğranılan yenilgi Osmanlı Devleti'nin fiilen yıkılmasının başlangıcı olmuştur. Ancak yıkılırken bile eski ihtişamlı ve heybetli günlerine nazire yaparcasına zaferler kazanmaktan da geri kalmamıştır. İşte bunlardan birisi, günümüzde bile bir darb-ı mesel olarak milletimizin dilinde dolasan "Çanakkale Geçilmez" sözünü dost ve düşmana kabul ettiren, hem deniz hem de karada kazanılan Çanakkale Zaferi'dir. Osmanlı Devleti'nin yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin tesisinde maddî ve manevî açıdan Çanakkale Zaferi'nin büyük katkısı vardır. Çanakkale Muharebeleri, Osmanlı Devleti tarihinde görülmedik derecede, millî bir ruhla yurdu korumak düşüncesiyle yapılmıştı. Burada yeşeren yurdu korumak fikri ve oluşan millî ruh Kurtuluş Savaşı'nın zeminini hazırlamıştır. Çanakkale Muharebeleri'ne yarbay rütbesi ile bir tümen komutanı olarak katılan ve zamanla üstün komuta yeteneği ve liyakatiyle parlayarak albay rütbesi ile kolordu komutanlığına getirilen, Anafartalar ve Conkbayırı muharebeleriyle düşmanın Çanakkale Cephesi'ndeki son ümitlerini de boşa çıkaran Mustafa Kemal "Anafartalar Kahramanı" ve "İstanbul'u kurtaran komutan" unvanlarıyla bütün yurtta tanınmıştır. I. Dünya Savaşı'ndan sonra ülkenin işgale uğraması üzerine başlatılan Millî Mücadele'ye Türk milletinin inanması ve destek vermesinde hiç şüphesiz bu kurtuluş hareketinin başında Çanakkale'den dolayı bir kahraman olarak tanıyıp güvendikleri Mustafa Kemal'in bulunmasının etkisi büyük olmuştur. Çanakkale Muharebeleri çeşitli renklerde, farklı milletlerden insanları (İngiliz, Fransız, Cezayirli, Hintli, Nepalli Gurkalar, Senegalli, Avustralya ve Yeni Zelandalı, Yeni Zelanda yerlisi Maoriler...) aynı cephede buluşturan, kara, deniz ve havada çok çetin mücadelelere sahne olan, birkaç metrelik bir siper hattını zapt etme veya bir tepeciği ele geçirmenin savasın gidişatına tesir edebilecek ölçüde olduğu dar bir sahada cereyan eden, karşılıklı siperlerin arasındaki mesafe yer yer 8-10 metreye kadar inebilen benzeri görülmedik, kendine özgü özellikler taşıyan sıra dışı bir mücadeledir.’’

Yazımıza Mehmet Akif’in mısraları ile son verelim:

Değil mi cephemizin sinesinde iman bir,

Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir,

Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,

Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz…